Cinayetler yüzyıllardır var. İnsanın varoluşundan beri. Kıyımlar. Sapkınlıklar. Beni şaşırtan, aklımı kurcalayan cinayetin kendisi değil. Nasıl kıydılar Münevver’e demiycem. Birileri birilerine sebepli sebepsiz sürekli kıyıyor işte. Yasal veya yasak yoldan. Ama babasıyla erkek kardeşini ilk gördüğümden beri Münevver benim içime işliyor sürekli. Adını televizyonda her duyduğumda sarsılıyorum.
İstanbul’un orta yerinde, sağdan soldan bir sürü insan yardım çığlıklarını duya duya kestiler kızı. Katil zanlısı uzun bir süre elini kolunu sallayarak gezdi. Münevver’in ailesini düşünüyorum. Bütün deliller, cinayetle ilgili saptamalar, otopsi raporları ve tanık ifadeleri o vahşet anının kafalarında daha gerçekçi canlanmasına neden oluyor.
Bugün babasını gördüm yine televizyonda. Telefonla bağlanan Münevver yaşlarında bir kız, Bahçelievler’de yaşıyor sanırım, o gece çığlıkları duymuş. Hatta o çevrede yaşayan herkesin Münevver’in “yardım edin bana” diye feryat ettiğini duyduğunu söyledi. Kamera o sırada Münevver’in babasını gösteriyordu. Başını sallıyordu bilinçsizce. Onun bakışı, yüz ifadesi ve benim o yüzde gördüğüm düşünceler oturuyor işte içime.
“ve kimse hiç bir şey yapmadı… ve hiç kimse bir şey yapmadı… bebeğim boğazını yırtarcasına bağırdı, son gücüyle çırpındı, korktu, canı yandı… duydular… ben orda değildim… duyamadım… yetişemedim… yardım edemedim… ve duyanlar hiç bir şey yapmadı…”
O baba hala ayakta durabiliyorsa, o katil yakalanmadığı içindir.



