Simgesel

Lütfen şu çocuklarınıza sahip çıkın!

Mayıs 9, 2009 · Yorum Yapın

Büyümenin Türkçe Tarihi” ni okuyorum. Murathan Mungan, okurunu büyüttüğüne inandığı öyküleri seçmiş. Birçok ünlü yazar da bu öykülere önsöz yazmış. Aslında “sonsöz” yazsalarmış diye düşündüm. Çünkü kitabın ilk öyküsü Refik Halit Karay’ın “Eskici” yi okumadan önce, Füsun Akatlı’nın yazdığı önsözü okumak, her ne kadar harika bir önsöz olsa da, hikâyenin kısa bir özeti gibi olduğundan ve zaten öykünün aslı beş sayfadan oluştuğundan, ilk defa okunan bir hikâyeden almaktan çok hoşlandığım keyfi bir hayli budadı. Daha da ileri gidemedim zaten. İstemediğimden değil tabii ki. Bu aralar daha çok öykü türünde okumamla aynı sebepten: zamanım yok.

“Eskici” küçücük ama çok güzel bir hikaye. Ben de burada bir önsöz yazmak niyetinde değilim tabii ki. Öykü okumaktan hoşlanan, daha önce okumayıp merak edenler kendileri okur ve zaten kendileri anlayabilirler neden güzel bir hikaye olduğunu. Neyse… Benim bahsetmek istediğim hissettirdikleri. Büyütüyor ya bu hikayeler, tabii ki güldürecek değil. Büyümenin kendisi tek bir duyguyla ilişkili olacak olsa verilecek cevabın çok farklılaşmayacağını düşünüyorum: Acı. Ben de hissettim o acıyı “Eskici”yi okurken. Ağlamamak için boğazımı kasarken, bir iki kısa, keskin soluk alıp verdim. Sonra fark ettim ki eskisi gibi teslim etmiyorum kendimi. Ağlamadım. Benim için bir başarı bu. Geç büyüyen bir insanım ben. İster iyi olarak algılayın, ister kötü. 29 yaşımdayım ve hayatımın her döneminde böyle oldu bu. Yaşıtlarıma baktığımda, birçok durumda, durumla beraber gelen duyguyu, onlardan daha keskin, daha yoğun, daha heyecanlı yaşıyorum. Yaşıyordum. Şimdilerde bilinçli bir çaba gösteriyorum ve onu susturuyorum. “Sus! “ diyorum. “Sakin ol, bu her ne ise seninle ilgili değil. Bu acı senin değil”. Başka bir durumda “o kadar sevinme” diyorum, “güzel bir an ise sen kendi başına sessizce çıkar bunun tadını. Sevincini başkalarıyla paylamak zorunda değilsin. Kendine sakla. Paylaştıkça büyüdüğü yalan. Hepsini sen al”. Bunu içindeki çocuğu susturmak, büyütmek, öldürmek gibi algılayanlar olabilir. Hayır. Koruyorum ben onu. Biraz dışarıdakilere kendini belli etmesine izin verin bakalım, nasıl incitirler, kullanırlar. Çocuk ya, zayıf ya… nasıl üstüne üstüne gelirler.

Artık gereken terbiyeyi aldı o. Sevincini bir benimle paylaşıyor. Acıya gelince; acı yok. Çünkü o benim için bütün acılardan korunması gereken bir bebek. Acı büyütür. O büyümeyecek. Ben dışarıda koştururken o hep içimde öyle çocuk kalacak. Kulağıma hayallerini fısıldayacak. Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda ben onun çocukça bencilliğine sığınıcam. Hani ne olursa olsun, iki dakika sonra geçmişi geleceği unutup oyuna dalar ve onun da sonuna kadar tadını çıkarır ya çocuklar. Ne acısı? Acı yok. Aslında çocuk mocuk da yok. Klişe işte. Yaşama sevinci, her şeye rağmen devam edebilme gücü, hayallerinin peşinden koşabilme cesareti, en çok da etrafta olanları göz ardı edip kendi kendine oyununu oynayabilme yeteneği.

Kategoriler: Düşündüm · Okudum