Şu yandaki afişi sinema salonlarında gördüğüm anda, kesinlikle gitmeye tenezzül etmeyeceğim bir film olduğunu anlamıştım. The Saw/Testere‘yi beğendiğimi itiraf ediyorum. Zaman zaman izlerken rahatsız olsam da sürükleyici kurgusu, gösterilen şiddete odaklanmamı engellemişti. Bu afiş ise daha ilk görüşte sinirlerimi bozmaya yetti. Sanırım o aleti tutan başka bir el olduğunun anlaşılması, o elin sahibinin kafasından geçenleri hiç bir zaman anlamak istemeyeceğimi farketmeme sebep oldu.
Ancak n’oldu bilin? Bu yaz tatil planımızı hazırlayan sevgili aşkım, bir gün elinde filmin dvd si ile çıkıp geldi. Aslında kendisi Nip/Tuck’ı veya herhangi bir CSI dizisini izlemekten acizdir. Ben o otopsi ve ameliyatları büyük bir merakla izlerken “nasıl bakıyosun şuna yaa!!” diyerek kanal değiştirme girişimlerinde bulunur. Şimdiye kadar gerçeleştirdiği en büyük işkence de bu yaz tatilimizdi işte.
“Bence izleme, bak ben izlemiycem, tek başına izlersin” dedim. İnat etti. Testere gibi sandı. Benim blöf yaptığımı da biliyordu. Çünkü yapacak daha önemli başka bir işim yoksa, iki dakka sonra merakıma yenilip filmin başına oturacağımı biliyordu.
Sonuç berbat tabii ki. Hikaye, sebep ve en ufak bir zeka pırıltısı olmadan, saf şiddeti tavana vurdurmuş bu filmden, hiç de istemediğimiz halde hayatımız boyunca aklımızda kalacak sinir bozucu bir sürü sahne edindik. Başta uyarmama rağmen “ya niye izledik şimdi bunu yaa, hani izlemiycektin sen? sen ne diye izledin? naptık biz yaa?” gibi yakınmaların muhatabı oldum. Üstelik bazı sahnelere o bakmadı bile. Olan bana oldu.
Geçen aylarda bir arkadaşım aradı, filmlerden konuşuyoruz, “Hostel II geliyomuş” dedi. “İlk filmi izlediği halde 2. sine de gitmeye hevesli olan bir tanıdığım olursa bütün ilişkimi keseceğim” dedim. Çok da ciddi ve içten söyledim.
Total Film ağustos sayısında, film ekibiyle ve yönetmen Eli Roth’la Prag’da, film çekimleri sırasında yapılmış görüşmeler ve setten izlenimler yer alıyordu. Bu sefer kurbanlar 3 kız seyyahmış. Belki de aslında 2. yi görmek istemeyen izleyiciyi, artan cinsellik dozuyla sinemaya çekmeye çalışıyorlar. Zaten ne gibi bir değişiklik yapabilirler ki? 3 erkek yerine 3 kız koymuşlar. Hikaye yok ki devamı olsun. Belki kurbanlar yerine, kasapların gözünden bakabilirdik olaya (ben değil! bir daha asla bu hataya düşmem).
Eli Roth’un iki ifadesi dikkatimi çekti. Birincisi aslanlar ve geyiklerle ilgili. İlk filmdeki erkekleri aslanlara, ikinci filmdeki kadınları geyiğe benzetiyor. “Bir adam aslan öldürdüğünde; vay be nasıl da öldürdü aslanı denir. Ama geyiği öldürdüğünde; olamaz bambiyi öldürdü! derler. Kızların işkence gördüğünü izlemek berbat bişey” gibi bişi söylemiş. İkinci filmde verdiği bulantı ve sinir bozukluğunu katlamayı hedefliyor bu düşünceyle. Diğer bir ifadesi de “Korku filmi tarihini yeniden yazdık” mış. Ben buna sadece “yuh!”derim. Şahsen, sadece bu filmleri izlemekten keyif alan hastalıklı beyinlerin varlığını düşündükçe korkuyorum. Eli Roth da, hastalıklı ruhunu tatmin ediyor. Niye orduya yazılıp Irak’a kadar gitsin ki? Prag’daki stüdyosunda manyaklığı ayağına getiriyor. Bir de yaptığına sanat diyerek John Waters, Stanley Kubrick gibi isimler arasında mı anılmayı düşünüyor acaba? Benim gördüğüm Grindhouse gibi bir filmin üstüne, kariyerini son sürat dibe süren bir deli.




0 responses so far ↓
There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.
Yorum Yapın