Simgesel

5 Yıldızlı Herşey Dahil tatil mi?

Ağustos 2, 2007 · 1 Yorum

Bu yaz, tatilimizi Antalya’da bir otelde geçirmeyi planlamıştık. Daha doğrusu benim için hiç bir zaman cazip bir seçenek olmayan, “5 yıldızlı herşey dahil” planını, eşimin “bütün gün yatıp dinlenmek” isteği üzerine kabul ettim. Bütçe, bölge ve otel seçiminin ayarlanması aşamalarından hiç birine katılmayarak gerçekleştirdiğim pasif direniş sonuçsuz kaldı.


Otel temiz, güzel bir oteldi. Otelin adını vermeme gerek yok. Ne reklamını yapmak, ne de yermek istiyorum. Ancak klimalı otobüsten, tam da otelin önünde indiğimiz anda, daha sabahın 10′unda Akdeniz sıcağını bütün hücrelerimizde hissettik. Temmuz-Ağustos aylarında Akdenize tatile gitmek mantıklı bir iş değil açıkçası. Biz bu dönemde gittik çünkü iznimiz bu tarihteydi. Tabii gittiğimize gideceğimize pişman olduk. Eşim bile “kendi paramızla kendimizi perişan ettik” diyerek hatasını itiraf etti.

Bir kere hava çok sıcak. Nemle birlikte nerdeyse 50 derece hissediliyor. Bunalıp klimalı odaya çıkayım diyorsunuz, bir anda 30 derece ısı düşüyor ve resmen ciğerlerinizin üşüdüğünü hissediyorsunuz. Nem sıcaklığın gece de düşmesini engelliyor. Ankara’da gündüz yansanız, gece püfür püfür oturursunuz. Saçlarınızı makineyle zorbela kuruttuysanız, gece tekrar ıslanıyorlar. Zaten son gün ağır bir soğuk algınlığı ile 9 saatlik otobüs yolculuğu yapmak zorunda kaldım. Sabah kalktığımda boğazım, burnum, kulaklarım heryerim ağrıyordu.

Deniz ve havuz serinletmekten aciz. Deniz dediğin şöyle Ege gibi biraz serin olur, suya girdiğini anlarsın. Ayıptır söylemesi suya girerken sanki her giren çişini tutmaya üşenmiş de su o yüzden ısınmış hissine kapıldım:)) Hele havuz…

Açık büfe süper, ne isterseniz var. Fazlasıyla… Hava sıcak, kilo da almak istemiyorum diye sırf sebze yemeklerine bile yüklenseniz 2. gün miğde iflas ediyor. Ben daha 2. gün öğlenden itibaren kahvaltıları bile çorbayla geçiştirmeye başladım. İnanın o zaman bile, restoranda tabakları tepeleme dolu insanlar üstüme üstüme geliyorlardı. Aldığınız yemeği terlemekten yiyemiyosunuz. Masa elinizi yüzünüzü kurulamak için kullandığınız peçetelerle doluyor.

Yemek israfı diz boyu değil resmen adam boyu. İnsanlar önce biraz şundan alayım, doymazsam biraz da bundan alırım diye düşünmüyolar. 3-4 tabağı tepeleme doldurup bi de yanına yarım ekmek alıyorlar. Tabak tabak yemek, tatlı, meyve, hiç dokunulmamış koca ekmek parçaları olduğu gibi çöpe gidiyor. Ordayken bu yazıya eklemek için, insanların bıraktıkları masaların ve koca çöp bidonlarının fotoğrafını çekmek istedim. Yemek görmekten o kadar miğdem bulandı ki, erteleye erteleye, çekmeden geldim.

Kimse çıkıp da “kendi toplumunu aşağılamayı maharet sayıyor” falan demesin, kesinlikle çocuklarımızı terbiye etmeyi bilmiyoruz. Önce tepemize çıkarıyor, sonra da “ay işte çocuk laftan anlamaz ki” gibi bahaneler buluyoruz. O kadar memleketin insanı vardı otelde, ama bizim memleketin çocuklarının cırıltısından fenalık geldi. Aynı dili konuşan çocuklar bir araya gelip kendi aralarında oyunlar oynuyorlar, bizimkiler anne-babanın dizinin dibinde cırıl cırıl bişilere bağırıyolar. Bir de en sonunda zıvanadan çıkan kadın bağırmaya başlıyor “Herkes bişiler istiyor, kimsenin bişey yaptığı yok, yeter! Sus! Git biraz da babana!”.

Bu büyük otellerin çalışanlarının durumuna ayrı bir yazıyla değinicem zaten. 3 kuruşa o kadar perişan şartlarda çalışıyorlar ki… Daha önce buralara staj yapmaya giden bir tanıdığınız falan varsa, o çocukların, o sıcakta en az 15 saat çalıştıklarını, yatakhane diye otelin makyajının ardındaki izbe yerlerde, 3-4 metrekare böcekli odalarda yeryataklarında koyunkoyna uyuduklarını, 2 öğün yemeği “belki” yiyebildiklerini bilebilirsiniz.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen dediğim gibi sonuçta temiz ve müşteri ilişkilerinde başarılı bir oteldi. Biz de hata yaptığımızı anladıktan sonra, elimizde olanın tadını nasıl çıkarabilirsek, sonuna kadar çıkardık. Bir daha gider miyiz? Hiç sanmıyorum…

Kategoriler: 5 yıldız · Akdeniz · otel · tatil · turizm

1 response so far ↓

Yorum Yapın