“Six Feet Under” Cnbc-e nin bana göre en prejtijli saatlerinden birinin dizisiydi (en izlenesi diziler pazar gecesi 21:00-00:00 arası yayınlanıyor). Cenaze evi işleten Fisher ailesinin yaşamları üzerinden ölümün ve yaşamın sorgulandığı dizi, olaylara bakış ve baktırış açısıyla son derece keyifliydi. Bu hafta final bölümü yayınlanacak. Dedim ya ayrılık olmasaydı… Şimdi beni de ayrılık hüznü sardı:)))
Çocukluğumdan beri, güzel bir kitabın içinde kaybolduğumda ve o kitap eninde sonunda bittiğinde, yaz tatilindeki o güzel günler ve orada bir arada olmaktan hoşlandığım insanlarla yaşadığım keyifli zamanlar bitmiş gibi, içime bir ayrılık sıkıntısı düşer. Aslında bunun da bir ölümden farkı yok. Çünkü okunup biten bir kitabın geleceği yoktur artık. En fazla kitabı alır bir daha okursunuz. Ancak ilk okuduğunuz duygularla değil. Daha çok kaybolup giden bir arkadaşınızla yaşadığınız anıları hatırlar gibi. Biraz o günleri yaşamaktan mutlu, biraz da “bir daha ve başka bir şekilde yaşanamayacak” bilinciyle hüzünlü.
Bu duygu kitaplarda daha yoğun oluyor. Çünkü karakterlerin yaratım sürecine bir parça ben de katılmış oluyorum. Görüntülerini kafamda, yazarın da yardımıyla, ben oluşturuyorum. İç seslerini daha ayrıntılı duyabiliyorum. Hatta okuduğum anlarda, ben ne kendim oluyorum, ne burada, ne bu zamanda. Kitabı elimden bıraksam bile, kendimi okuduğum zamanın ve şartların etkisinden çıkarmam zaman alabiliyor. ve bittiği zaman, bir daha hiç biraraya gelemeyeceğin ölüp giden dostlar, düşmanlar, onlara ait anılar kalıyor.
Televizyon, bu konuda, yazılmışlar kadar etki bırakmıyor bende. Ancak son bir kaç haftadır, pazar keyfim, “Six Feet Under” ın sonunun yaklaştığını düşüncesiyle kaçıyor. Bambaşka bir yerde, kültürde yaşayan, sizinkine hiç benzemeyen bir ailenin ölümü, yaşamı, yaşamın amacını, korkularını, hırslarını anlamaya çalışmaları; aslında bize o kadar benziyor ki.
Ben bütün aileyi ve diğer karakterleri çok sevmişim. İlk bölüm ölen ve arada nasihat vermek için dönen baba Fisher, bir cenaze evinde ömrünü tüketmekten korktuğu için kaçan ama korkularından kaçamayan büyük oğul Fisher, eşcinsel küçük oğul Fisher, sürekli kendini arayan kız Fisher, mutluluğu ve aşkı arayan anne Fisher… sevgilileri, dostları, iş arkadaşları ve tabii ki her bölümde başka bir ölümle gelen müşterileri. Dizinin bu kadar güzel ve etkileyici olmasında, nerden geldiğini bile anlayamadığın bir tokat gibi sarsıcı ve sivri dilli, söylenemeyeceğini düşündüğün şeyleri “merhaba” der gibi bir anda söyleyen, gerektiğinde her şeyi, bir sabah uyanmak kadar basit veya bir anda ölümle burun burna geldiğin anlar kadar karmaşık anlatan uslubu, en önemli etken.
Evet, bu Pazar bitiyor. İstemeye istemeye bavullarımı toplar gibiyim:)) İzlemediyseniz, tekrarlarını kaçırmayın derim. Ya da bi yerlerden DVD sini bulabilirsiniz.





2 cevap so far ↓
yoldas // Temmuz 11, 2007 8:12 am
kesinlikle benzer duygulari hissediyorum. six feet under dizisinin can alici noktasi, karakterleri aileden birine donusturmesi. anin geciciligi. olum. yok olus. sanki boslukta baslamis ve bitmis hayatlar.
elinize saglik.
simge // Temmuz 12, 2007 3:32 am
Tesşekkür ederim
Bu arada son bölümü gerçekten muhteşemdi. Onunla ilgili bir yazı da yazmak istiyorum. Çok etkilendim. Biraz zaman geçsin istiyorum üstünden.
Yorum Yapın